22.05.2009

Aromaterapi dedikleri bu olsa gerek

Sevgili günlük, çok büyük talihsizlikler oluyor hayatta ve ben eve toplu taşıma ile dönmek zorunda kalıyorum böyle. Yok efenim bu servis olayı büyük nimet yeminle söylüyorum.

Mecidiyeköy'deki meydandaki halkekmek kulubesine benzeyen akbil gişesinden 5 liralık akbil doldurmamla başladı herşey günlük. Oradan metrobüse. Çünkü Zincirlikuyu'ya kadar gidilmez o kadar yok yürünmez. Mecidiyeköy'den binip Zincirlikuyu'ya gidilir, orda inilip, gelen metrobüse binilir ve karşıya geçilir. Evet ne kadar basit geliyor değil mi kulağa? Hayır değil.

Öncelikle şunu söylemeliyim ki günlük, Zincirlikuyu dedikleri yer tam bir anababa günü. Tam bir mahşer yeri. Hani Kemal Sunal'ın rahmetli, çiki çiki baba, eşliğinde yolculuk etmek için bindiği minibüs var ya, aha işte metrobüse binmek aynı o hesap, herkes birbirini itiyor, sanki Athena gelmiş de pogo yapıyor millet, haydaa çatada patada. 

Zar zor bindiğim otobüste ilerlediğim arkada bir ablanın devasa poposu durdurdu beni. İleriye gidemiyordum artık orda durmam gerektiğini anladım. Ama orada durmamın hayatımda verdiğim en yanlış karar olduğunu anladığımda artık çok geçti.

Zaten sağ kolum "öğretmenim öğretmenim ben söyleyebilir miyim?" edasında tavana meyillenmiş şekilde durmaktan dolaşım bozukluklarına gark olmuşken, bir yandan da bu devasa popo her frende üzerime abanıyordu. Bir de o klimalı trilyonluk otobüslerde acayip bir ter aroması oluşuyorki günlük güneşli havalarda, işte yurdumun kokusu diyorsun böyle buram buram.

Sonra artık bir yerden sonra sen de bırakıyorsun kendini zaten, kim kime dum duma, ayakların yere değmeden falan gidilebiliyor 10 15 saniye bu metrobüslerde, denedim ben bizzat şahsen kendim. O ayağı yere basan şanslı azınlığa gıpta ve içerlemeyle bakarken, Allah'ım neydi günahım şeklinde huysuzlanmalar başlıyor sonra. Sonra da çaresizliğin verdiği cesaretle pogoya devam ediyorsun. Yine 10 15 saniye havalanıyorsun böyle bir, ilk frende o devasa abla kütt seni yere çakıveriyor sonra.

Ve bu inişli çıkışlı aromaterapi, son durak denen ve insanların 4 bir yana metrobüsten kaçıştığı mekanda bitiveriyor. Ama yol bilmiyor tabiki, daha bir de bunun treni var.

Zaten artık dolaşım bozukluğu yüzünden iyice beyazlamış olan sağ el, yine tavadanki yatay borulardan birine tutunup yolculuğuna devam ediyor. Ve o da ne, yurdumun devasa popolu ablalarından biri daha üzerinize doğru geliyor ve evet. Hay yok mudur kurtaracak bahtımın kara maderini diyerekten yolculuğun sonuna doğru ilerliyoruz. İlerliyoruz diyorum, çünkü artık tekil hareket edemiyoruz.

Sonra gelinen evden birazdan çıkılacak olması ve aynı uzunluktaki yolun geri gidilecek olması da cabası. Neyse bakalım bu seferlik de böyle olsun diyerek bu günü biraz erken bitiriyoruz günlük. Görüşürüz.

Hiç yorum yok: