21.05.2009

Halbuki birazdan dönecektim ben sana

Tiramisumu yerken yazıyorum sana bu satırları günlük. Hayır maskarpone peyniri ile falan da yapılmadı bu, bildiğin halis muhlis pınar labne. Neydi yahu bir ara şu yemekteyiz programı ile hayatımıza neler girdi. "Gerçek tiramisu böyle yapılırlar" "Ben İtalya'da tam 200 yıl kaldım böyle tiramisu görmedimler" "Maskarpooneler ve kedi dili bisküvileri" Bu kedi dili bisküvisini de yeni duydum günlük, 28 yıl olacak neredeyse şu dünya nimetlerinden faydalanalı, utansam mı utanmasam mı bilemedim, ulan bir ben duymamışım bir de sağır sultan. 

Sağır sultan da çok ağır bir sultanmış diyorlar bu arada, ben diyenlerin yalancısıyım. Mesela bizim NASA'da bir akrabamızın komşusunun ev sahibi çalışıyor, o söylemiş, yakında sağır sultan dünyadan görülebilecekmiş. "Ooo" dedik biz de, tam yemek yiyorduk hatta, "görülsün görülsün" dedik, "hangi kanalda görünecekmiş acaba? Dijitürke vermezler inşallah."

Bak mesela konudan konuya geçmiş gibi olacak ama, bir insanın ismi Pınar soyadı Labne olursa çok karizmatik oluyor. Bak mesela, 
- Merhaba ben Labne, Pınar Labne.
- Ah memnun oldum, sizin tiramisunuz da bir başka oluyor laf aramızda.
- Yok efenim ben o değilim, ekmeğe sürülüyorum ben.
- Ay öyle mi, bizim oğlan size hasta oluyor. Deli oluyor sizin için. Durun bi. Evladım getir bakim şuradaki kanepelerden, hanımefendiye sürt biraz. 
- Hamfendi napıyorsunuz, kendinize gelin.
- Ay ama oğlan bayılıyor size. Ne olur şurdan alsak biraz, tükenmezsiniz ya?
- Çok rica edeceğim, rahat bırakın beni.
- Hiç de göründüğü gibi değilmiş, hıh, kendini beğenmiş. Sanki başka Labne yok.
- Yürrü.

Gördün işte günlük, sırf karizma.

Dijitürk dedim de, reklamları var mesela, soruyorlar efenim gelen ailelere, "dijitürk olmasa hayatınız nasıl olurdu?" diye. Cevaba bak, "Karanlığa bürünürdü." Hay ben ne diyeyim ki daha sana? Oturun böyle ailecek gömülün televizyona aferin. Bol renkli aydınlık yarınlarınız olsun.

Evet sevgili günlük, tiramisumuz bitti. Çay da vardı ama yazarken soğudu. Şimdi gidip bir çay mı alsam, yoksa gidip bir çay almadan yatsam mı ikilemindeyim. 

Bu arada muhteşem bir şarkı daha tüm dünya televizyonlarını sarsıyor duyduğuma göre. "Salim" isimli bir arkadaşımız, yazılabilecek en mânâlı sözlerle ve yapılabilecek en muhteşem gırtlak hareketleriyle sesten sese, tondan tona geçişler, durdurulmaz engellenemez bir akışla bizi bizden alıyor. "Alo" isimli şarkısı [Dikkat "A" kalın.] Aloğ. Telefonum vibrasyondaydı cağnım.

Nahahayır, bu blog, bu videonun ağırlığını taşıyamaz :]

Hiç yorum yok: