3.06.2009

İçim Geçmiş Dışım Gelecek

Yorgun geçen bir günün ardından yine seninleyim günlük. Havalardan mıdır, yoğunluktan mıdır, bu saçma bahar alerjisinden midir, gereksiz depresyonlardan mıdır nedir, müdür müdür müdür modundayım sürekli.

Servisin güneş ışınlarını tel tel süzen sarı perdelerinin arkasından bakıyorum dünyaya. Köprü altında metrobüse akbil basanların sesleri yankılanıyor. Turnikeler tıkırdıyor. Sıcak. Sessiz. Hem de çok. "Klimayı açabilir miyiz?" diyor arkalardan birisi. Sessizlik bozuluyor. Ama önce havalandırma bacaları kapatılmalı. Sonra biraz serinliyoruz.

Sonra sızmaya başlıyorum. Bir yandan düşünüyorum, öyle saçma cümleler yağıyor aklıma, hatta düşünüyorum bunu bloga yazmalıyım, unutmamam lazım diye. Hatta tekrarlıyorum birkaç kere, ama şimdi farkediyorum ki unutmuşum. :] [Zaten böyle oluyor hep, işte o sızma anlarında çok güzel şeyler geliyor aklıma, unutmamam lazım dediğim halde söz dinlemiyorum. Kalem kağıda başlamam lazım.]

Rüyalar görüyorum, yarım yarım, içinden köprüler, kavşaklar geçen. Otobüs duraklarında insanların beklediği sıcaktan bunalan. Korna sesleri giriyor araya bir uyandırıyor. Önce kaşlar kalkıyor gözler açılmadan, biraz sonra sağ göz açılıp camın dışarısındaki araçları görüyor. Sonra güneş yine desteğini esirgemiyor sırtımızdan. Rüya başlıyor.

Yan koltuktaki adam da uyuyakalmış sanırım, ineceği yeri tam kaçırmak üzereyken uyandırıyorlar, ben de uyanıyorum. İçim geçmiş.

Ne heyecanlı olurdu halbuki biraz daha uyusa.
:]

Hiç yorum yok: