2.06.2009

Beyin -Abuk- Sarsıntısı

Kahve de buz gibi olmuş…

Uzak masaüstü ruhları gibi bağlı, güvenli ağ kadar yalnız. Bir de, nereden bakacağını sormadan bugünün tarihini gizleyip de yarının tarihini nasıl bulacaksın dün ne yazığını bilmeden diye sordum, öyle yüzüme baktı. Ööyle baktı. Öööyle baktı.

Kaynak kodum bozuk benim, üstüne gizli, lisanslı. Ama kahretsin ki bende değil lisansı. Bazen çok gıpta ediyorum şu açık kaynak kodlu yazılımlara.

Şimdi mesela demin aklıma geldi, bu beyin var ya, hani hafıza. Yahu ne acayip bir şey bu hafıza, tüm yaşantının kısa film şeridi gibi gözünün önünden geçmesine falan neden oluyor. Neden oluyor? Genelde ölürken mi? Yani “neler yaptık neler ettik şu fani dünyada”nın ansilümen yansıması mı bu film şeridi? Biletsiz, en önden.

Şimdi bu beyin yaşanan her şeyi kaydediyor ya, kimi zaman sonsuza kadar, kimi zaman anlık, kimi zaman önbelleğe, kimi zaman altbeyne, kimi raikonen, kimi değil.

Peki mesela hayvanların da hafızası var. Hafızalarına falan kaydediyorlar bazıları tüm yaşadıklarını. [Balıklardan emin değilim. Ama var onların da bir numarası bence. Akvaryumda yaptığım deneylerde hafıza kırıntılarına rastlamıştım öyle yenmeden bırakılmış. Yalan, deney falan yapmadım, yem vermeyi saymazsak.] Peki çoğu hayvan yaşadığı şeyleri daha sonra hatırlayabilir diyebiliriz o zaman. Hatta anılar diyebiliriz o zaman. Hatta diyorum. Hatta dedim.

O halde şimdi mesela bu hayvanların beynini yediğimizde anılarını da yemiş oluyor muyuz? Yoksa pişirince anıları da ölüyor mu tavada? Ya da domates renklendiriyor mu sıkıcı anıları? Çiğ mi yemek lazım, trene bakan ineğin aşkını anlamak için?

- Telefonun çalıyor.
- Çalsın.

Kahve de buz gibi olmuş…

---

Edit medit:

just breath...

Hiç yorum yok: