15.07.2009

Rilayon

Sevgili günlük, günaydın. Ben de günaydım bugün. İnan hiç uykum yok. Biraz zor uyanmıştım ama yataktan kalkmasını bildim. Sonra tıraş mıraş oldum. Sonra tam 4 adet evet yanlış duymadın, ki zaten duyamazsın, yanlış okumadın, 4 adet kepekli grisini yedim. Hayır hayır, grisini değil kahverengisini yedim. Ahahaha sabah sabah böyle esprileri nereden buluyorsunuz efenim, alemsiniz.

İşyerinde feci şekilde bir kampanyalı nokya cep telefonu alma telaşı var, acayip, görsen inanmazsın. Bir site 10 tane telefonu 49 liradan satacağını duyurdu diye nedir efenim bu nümayiş. Ki zaten sitenin muhteşem bilgi işlem altyapısı da bu yoğunluğu kaldıramamaktan kelli sürekli hata vermekte, herkeste nasıl bir umutlu bekleyiş nasıl. İşte böyle heyecanlardır insanı hayata bağlayan, hele ki son zamanlarda en büyük heyecanı renkli boxer giymek olan kişiler için.

Bu sabah çayımı alıp da, yangın merdivenlerinden kaçar gibi binanın çatısına çıkayım dedim, şöyle muhteşem boğaz manzarasını bir de çatıdan çayımı yudumlarken izleyeyim, ama olmadı, ama yarın olacak. Hatta bak fotoğraf bile çekerim kimse beni tutamaz.

Çay almaya giderken bir de arkadaş termos getirmiş onu götürdük, uu koskoca termos. Termos tabi zoruna mı gitti. İlk defa çay almaya inen termos biraz heyecanlandı tabi, önce onu bi’ yıkadık sakinleştirdik. Yangın merdivenlerinden falan böyle ulan kimse görmesin diye SWAT komandoları gibi indik, sonra girdik çay ocağına, kimse gelmeden doldurduk termosu. Nöbetçi bıraktığımız kişi tukan kuşu gibi ötmeye başlayınca hemen terk ettik mekanı. Yine geldiğimiz gibi merdivenlerden kimseye görünmeden yukarı çıktık, uhuu acayip adrenalindi var ya.

Sabahtan beri şarkı mırıldanıyorum, normalda yaptığım bi’şey değildir. Normalda mı? Normalde çok mırıldanılacak şarkılar dinlemediğim için olabilir. Şu “keane”nin “samver onli vi now” şarkısının “rely on”lu nakarat kısmını mırıldanıyorum habire. Bir “rely on” bu kadar güzel olur mu yahu bir şarkıda.

Az önce telefon çaldı, başka masadaydım yetişemedim. Geldim, yanımdaki arkadaş dedi ki telefonun çaldı, ben de dedim ki işi olan bir daha arar nasılsa, o da dedi ki arar, ben de dedim ki işi olmayan aramıyor zaten, bir kere de bi’ hatrımı sormak için arayın dimi ama, o da dedi ki hehehehe, ben de dedim ki hehehee. [Bakınız: ilkokul seviyesinde blog yazısı nasıl yazılır.] :]

İşte böyle günlük, iş güç koşturmaca, ee senden naber?

2 yorum:

winston wolf dedi ki...

allahım allahım
her paragrafı ayrı bi hayat enerjisi, ayrı bi insülin.

ha bir de bu blog ilkokul seviyesinde yazılıyorsa ve okuyanlar gülüyorsa, onlar da ilkokul seviyesinde olmaz mı?
bknz aristo

Monera dedi ki...

Ah ne güzel bir yorum bu böyle.

Ama öyle ilkokul seviyesi diyerek beni üzmeyiniz efenim lütfen.

ilkokul seviyesindeki yazı sadece o paragraftaki anlatım içindi. Hatta kendi yazım beceriksizliğimden dem vurmak içindi. Ah yanarım.

Size böyle şeyler düşündürdüysem mahvolurum, hayatıma kastederim, kendimi katlederim.

:]