28.04.2010

Tropical Trio [Vol:1]

Şimdi efenim, malumunuz üzere iş yoğunluğundan kafayı yemekteydim. Sonra birden, aniden, geçtiğimiz hafta -kuzenin de aklıma sokmasıyla- pat diye toplanıp Singapura gittik. [Lan ne güzel şey öyle aniden toplanıp bi'yere gitmek anlatamam. Zaten anlatmıycam, neyse] Sosyal sorumlu blog olmanın getirdiği manyaklıkla -gidemeyenler için "siz gidemiyorsanız Singapur size gelir mantalitesinden hareketle" bu yazı dizimizde Singapuru işlemeye karar verdim. Aferim bana. İleriki günlerdeki yazılardaki resimki bileki koyabilirimki belki, çok vukela olur. (vukela burada çok alakasız bi' kelime.)

Singapur, ekvatorun biraz üzerinde, Malezyanın biraz altında, Hint Okyanusu ile Güney Çin Denizi arasında bir yerde, bıdıcık bir ada parçası. Eski İngiliz sömürgesi olmanın getirdiği takıntıyla trafik ters, direksiyonlar sağda. Popülasyona gelecek olursak halkı, Malezya, Çin, Hint Ve Pakistan milletlerinin karışımından oluşan melez bir popülasyon aslında. Çoğunluk Malezya ve Çin ortak yapımında.

"Havaalanındaki serinletici klimaların etkisi metroda da devam ediyordu, ta ki "Dhoby Ghaut" istasyonunda inip, merdivenlerden yukarı çıkana kadar..." işte bunlar tropikal bir turistin son sözleri kitabından alıntıdır.

Alabildiğine sıcak ve alabildiğine nemli bir hava var Singapurda. Şöyle söylersem çok daha anlaşılır olacaktır sanıyorum, öyle ki araçların camları dışarıdan buğulanıyor.

Süperönemlinot: Havanın nemli olması demek, sulu olması demektir. Bu nedenle eğer yanınızda bir kurutma makineniz yoksa, ya da saç kurutma makinesiyle giysi kurutmanın inceliklerini bilmiyorsanız, şapadaşupada girişip de giysilerinizi yıkamaya kalkmayın. 2 gün boyunca kurumuyorlar çünkü.

İkliminden dolayı sürekli güneş ve sürekli yağmur alan bir yer Singapur, mesela yolda yürüyorsunuz (gerçi ona yürümek denir mi bilmiyorum, akıyorsunuz desek daha doğru olur) 40 derece hissedilen sıcaklık var, "çat" bir rüzgar esmeye başlıyor, haydaa bardaktan boşanırcasına yağmur başlıyor ondan sonra, yarım saat kadar yağıyor, "küt" bir anda bitiveriyor, "haşırt" (ulan efektlere bak) yine güneş ve yine boğucu bir sıcak başlıyor.

Çin Mahallesindeyiz misal, Çinli bir ressamın dükkanına girdik, kadın bi'şeyler anlatıyor, bir yandan da bi'şeyler çiziyor, bir anda dışarda rüzgar esmeye başladı, kadın işi gücü bıraktı gitti dışardaki resimleri toplamaya başladı, ulan dedim yardım edelim kadına, gittik topladık hepsini, sonra geldi mutlu mutlu masasına oturdu (habire gülüyolar zaten a.q. bok mu var suratımızda anlamadım ki, sinirlenen insan görmedim orada) ve o tarihe geçecek mottoyu beynimize kazıdı...

"Singapurda önce rüzgar, sonra yağmur gelir..." demesine kalmadan bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başladı. Bi' baktık ki sokaktaki o kalabalık bir anda yok oldu. Lan nereye gitti bunlar ufacık adamlar sel alıp götürmüş olmasın diye geyik espriler yaparken, bir yandan da metro istasyonuna tentelerin altından nasıl ulaşırız'ın hesaplarını yapıyorduk.

İklime göre şehircilik önemli bi'şeydir...

Burada işte bu faktör çok önemli. Çünkü birincisi neredeyse ülkenin her yerine metro ve otobüs ile (bunlar birbiri ile bağlantılı) hiç güneş yağmur görmeden gidebiliyorsunuz, ikincisi tüm yapıların sokağa bakan taraflarında balkon çıkmaları gibi girintiler var. (açıklama biraz kayık oldu idare edin) yağmur yağdığında kaldırımdaki herkes, bu çıkmaların altında geçip oradan yürümeye devam ediyor. Böylece en az hasarla gideceği yere gidiyor. Zaten metroların hepsinin her yere çıkışı var, neredeyse her alışveriş merkezinden diğerine bir geçiş var. var oğlu var...

Singapur'un en baba caddesi Orchard Road, yani orkide bulvarı. 3 4 km kadar uzunluğu var sanırım, ve tüm yol boyunca sağlı sollu belkide en küçüğü bizim Kanyon(cuk) kadar olan alışveriş merkezleri ile dolu. Bir iki tane değil, yol boyunca tamamen alışveriş merkezi. Tam bir alışveriş cenneti Singapur, ve halkı da manyak gibi alışveriş yapıyor. Turistler de tabi. Biz de turisttik tabi. Tüme gelim tümden gidim bütünleme, anladın sen onu. :]

Yazı dizimizin giriş yazısı biraz giriş niteliğinde olsa da (lan giriş yazısı başka ne niteliğinde olacak zaten) diğer yazılarda biraz daha detaya inerim diye düşünüyorum. :] Öpüyorum. Neden öpüyorum bilmiyorum. Şimdilik ayrılıyorum. Ayrıl da gel.

Dipnotdediğinanlamlıolur: Header diyorsun tabi, ne iş, evet işte oralarda yüzdüm ben :] Oricinal foto ben çektim. vühüv.

Bu yazıyı okuyan bunu da okuyacağını düşünebilir...

14 yorum:

dusunenbalik dedi ki...

sen singapurda kafayı yemişin bence yaramamış :D :))))

Monera dedi ki...

Hehehe, Singapurda değil de dönünce yedim kafayı :]

dusunenbalik dedi ki...

ya bide bişe dicem şu yorum yollarken kelime doğrulamayı kapatırmısın sayfanda :D

Monera dedi ki...

kapatmam :D

Monera dedi ki...

şaka bir yana, tüm yorumyazanların verdiği tepkiler bu yönde, kapatacağım evet. :)

dusunenbalik dedi ki...

sen bilirsin blog senin keyf senin :D

Monera dedi ki...

Ahaha, kaldırdım yahu, gene de yaranamadım :]

dusunenbalik dedi ki...

şimdi gördüm aferin :D

Monera dedi ki...

Koskoca didaktik turizm yazısı da hiç oldu gitti ya böyle, helal olsun valla :]

EmrE dedi ki...

Geçmiş olsun... Sen singapurda anakartı yakmışsın herhalde...

dusunenbalik dedi ki...

olsun olsun bişi olmaz baştan yazarsın ya da vol.2ye geç :P

Miyaw dedi ki...

ben adanalı olduumdan çok tanıdık geldi bu singapur havası bana.. ayrıca yüzdüün yerleri deniz diyerek geçme daha çok fotooraf piliiz. kıskandım bi de.neyse hoşgeldin :)

Monera dedi ki...

Daha çok fotograf için biraz bekleyeceğiz Miauw. Şimdilik header'la idare edelim, o yerleri deniz deyip geçmeyelim.

Notumnotsunnot: Headerdaki resim gerçek ya bu arada cidden. (ama yakında değiştiricem, gören görsün bir süre sonra header gider.)

Monera dedi ki...

Hehe yok be Emre, ne yakması ne anakartı. :) her şey stabil.